Mezoterapi, cilt, saç ve doku yenilenmesini sağlamak amacıyla vitamin, enzim, amino asit ve bitki özlerinin dermis tabakasına enjekte edildiği medikal estetik bir prosedürdür. Bu uygulama; yüz mezoterapisi, saç mezoterapisi ve leke mezoterapisi gibi spesifik hedeflere ayrılsa da, vücudun bağışıklık sistemi, vasküler yapısı ve hormonal dengesiyle doğrudan etkileşim içerisindedir.
Uygulama her ne kadar minimal invaziv bir işlem olsa da, biyokimyasal içeriğin metabolize edilme süreci ve kullanılan iğnelerin mikrotravma etkisi nedeniyle belirli risk grupları için tıbbi kontrendikasyon teşkil eder.
İçindekiler
ToggleMezoterapi Kimler İçin Uygun Değildir?
Mezoterapi, sistemik hastalıkları kontrol altında olmayan bireyler, akut enfeksiyon evresinde olanlar ve kan pıhtılaşma bozukluğu yaşayanlar için uygun değildir. Vücut, mezoterapi ile enjekte edilen karışımı bir yabancı madde olarak algılamamalı, bu içeriği karaciğer ve böbrekler yoluyla sağlıklı bir şekilde filtre edebilmelidir.
Özellikle kan sulandırıcı (antikoagülan) ilaç kullananlar, ürtiker gibi aktif deri hastalığı bulunanlar ve kalp yetmezliği olan kişilerde bu prosedür ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bu nedenle, iğneli mezoterapi veya iğnesiz mezoterapi fark etmeksizin, uygulama öncesinde kişinin detaylı bir anamnez formunu doldurması ve mevcut ilaç geçmişini hekime bildirmesi zorunludur.
Gebelik ve Emzirme Dönemindeki Kadınlar
Gebelik ve laktasyon (emzirme) dönemindeki kadınlar, mezoterapi uygulamaları için mutlak kontrendike grup içerisinde yer alır. Gebelik süresince vücudun hormonal dengesi (östrojen ve progesteron seviyeleri) dramatik şekilde değişir ve bu durum cildi dış uyaranlara karşı aşırı hassas hale getirir.
Mezoterapi kokteyllerinin içeriğinde bulunan maddelerin plasenta bariyerini geçip geçmediğine dair yeterli klinik çalışma ve etik veri bulunmadığı için fetüs güvenliği önceliklidir.
Laktasyon döneminde ise enjekte edilen vitamin ve minerallerin anne sütüne karışma ihtimali bulunur. Bebeklerin metabolizması henüz bu tür yoğun bileşenleri parçalayacak kapasitede değildir. Ayrıca, işlem sırasında yaşanabilecek minimal stres veya ağrı, süt üretimini sağlayan oksitosin hormonunu olumsuz etkileyebilir.
Bu nedenlerle, yüz mezoterapisi veya leke mezoterapisi gibi estetik kaygılarla yapılan işlemlerin emzirme süreci bittikten en az 6 ay sonra planlanması önerilir.
Şeker Hastalığı (Diyabet)
Şeker hastalığı (Diyabet) olan bireylerde mezoterapi, özellikle kontrolsüz seyreden vakalarda (HbA1c değerinin %7 ve üzeri olması) yüksek risk taşır. Diyabet, vücudun mikrovasküler yapısını bozar ve dokuların oksijenlenme kapasitesini düşürür. Cilde mezoterapi uygulaması sırasında kullanılan mikro iğneler, normal bir bireyde 24-48 saatte iyileşen mikro kanallar açarken, diyabetik bir hastada bu iyileşme süreci haftalarca sürebilir.
Yaraların geç iyileşmesi, cildi bakteriyel ve fungal enfeksiyonlara karşı savunmasız bırakır. Özellikle insülin bağımlı diyabet hastalarında, cildin rejenerasyon (yenilenme) yeteneği zayıf olduğu için işlem sonrası nekroz (doku ölümü) riski dahi oluşabilir.
Diyabet hastalarına uygulama yapılabilmesi için hastalığın stabil seyretmesi ve hekim onayı alınması şarttır. Ancak ayak bölgesine yapılacak selülit mezoterapisi gibi işlemler diyabetik ayak riski nedeniyle bu hastalarda kesinlikle kaçınılması gereken bir durumdur.
Kanser Geçmişi ve Aktif Kemoterapi Süreci
Kanser geçmişi olan bireylerde veya aktif kemoterapi/radyoterapi sürecinde olanlarda mezoterapi uygulaması biyolojik olarak tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Mezoterapinin temel amacı hücre bölünmesini ve kollajen üretimini tetiklemektir (biostimülasyon).
Kanser, hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla karakterize bir hastalık olduğu için, mezoterapi ile sağlanan bu büyüme faktörleri ve vitamin desteği, teorik olarak uykuda olan veya tedavi edilen kanser hücrelerini de stimüle etme (tetikleme) riski taşır.
Kemoterapi ilaçları, bağışıklık sistemini baskılar (immünsüpresyon) ve trombosit sayısını düşürerek kanın pıhtılaşmasını zorlaştırır. Bu süreçte yapılacak bir saç mezoterapisi veya göz altı uygulaması, durdurulamayan kanamalara, şiddetli morluklara ve bağışıklık sisteminin direnç gösteremeyeceği ağır enfeksiyonlara yol açabilir. Onkoloji hastalarının tedavi bitiminden sonraki “remisyon” (iyileşme) döneminde dahi en az 5 yıl boyunca bu tür uyarıcı işlemlerden uzak durması tıbbi bir konsensüstür.
Mezoterapi içerikleri (hyaluronik asit, multivitaminler), hücre metabolizmasını hızlandırdığı için kanserli dokuların beslenmesine dolaylı yoldan katkıda bulunma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, kanser hastalarında estetik müdahaleler yerine onarıcı ve destekleyici tıbbi tedavilere odaklanılmalıdır.




